Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-AKP’nin kurulma aşamasında ittifak ettiği en büyük destekçisi Gülen cemaatiyle (rol icabı) kavgası aslında ne tamamen sanal, ne de bildiğimiz türden kıran kırana bir kavga değildir.
AKP’yi var eden süreç aslında AKP tabanının tamamen düşman gördüğü 28 Şubat süreci ve sonrası uygulanan mizansendir.
Bu süreç; İslami kesime karşı aşırı ve orantısız bir baskı uygulanarak, halkın din eksenli bir oluşuma doğru hızla yönelmesini sağlamıştır.
28 Şubat sürecinde yaşananlar ve sonrasında oynanan mizansen aslında bu günlerin Ortadoğu’sunu planlayan aklın hesabıydı.
Daha doğrusu kilit ülke Türkiye’de; Ortadoğu’daki planlarına uygun bir iktidar oluşturma hesabıydı bu süreç.
Her şey istendiği gibi gelişmiş, Ordu ve Devlet milletle karşı karşıya gelmiş, milletin değerlerine saygı göstermeyen Devlet rejimi ve Ordudaki generaller gözden düşmüştür.
Seçilen siyasi aktör ve destekçisi rejimin ve generallerin mağduru halkın kahramanı haline getirilmiştir.
İşte bu ortam yaratıldıktan sonra yapılan ilk seçimlerde AKP tek başına iktidar olmuş, asıl mücadele yeni başlamıştır.
Evet; artık ortak bir hedef vardır. Rejimi değiştirmek…!
Bunu yapabilmek için önce Ordu halledilmeliydi. Ordu’yu halletmek için de tabi sermaye ve medya desteğinin yanlarında olması gerekliydi.
Ortaklar (Gülen ve AKP) arasında güçler birleştirildi. Sıkı bir çalışmayla önce kendi medya ve sermayelerini oluşturdular. Sonra yargıyı istedikleri gibi dizayn ederek işe koyuldular.
Generaller içeri alınmış, ordu kademeleri hedeflenen yapıya kavuşturulacak şekilde istiflenmiş ve istenilen elde edilmiştir.
Şimdi sıra sivil yapıyı değiştirmeye gelmişti. Bunun için gereken hukuki değişimler torba yasalarla gece yarıları meclisten geçirilmekte, sıkıntılı konular oluşturulan medya desteğiyle referandumlarda ‘yetmez ama evet’ denilerek halledilmektedir.
Ancak, hem orduya yapılan operasyonların oluşturduğu tepki, hem de sivil Devlet yapısı içindeki rejime bağlı ve bir de ‘Alevi’ bürokratlar meselesi halledilmeliydi.
Yani Devlet dönüşüme hazır hale gelmişti, ancak tepkiler hükumete değil başka bir yöne kaydırılmalıydı ki, dönüşüm sağlıklı bir şekilde yürütülebilmeliydi.
Plan devreye koyuldu. Bir dershaneler krizi oluşturuldu.
Hükumet en yetkili ağızdan Devletin içinde paralel bir yapılanma olduğunu ve buna kendilerinin imkan sağladığını ’’ne istedilerse verdik, ne dedilerse yaptık diyerek’’ itiraf etti.
Bunu yaparken muhalefetin öteden beri emniyet teşkilatı birilerinin arka bahçesi haline geldi söylemini kendilerine siper edinerek önce bu teşkilat hallaç pamuğu gibi atıldı. Emniyetin altı üstüne getirildi.
Sonra başta Milli Eğitim ve yargı olmak üzere tüm teşkilatlarda kadrolar sırasıyla tasnif edildi.
Halk ve muhalefet Cemaat-AKP kavgası seyrederken, Devlet kadrolarında var olan rejim yanlısı ve muhalif kim varsa teker teker ayıklandı.
Devlete yapılan bu kadar geniş çaplı operasyon sessiz sedasız gerçekleştirildi. Çünkü medya gücünü de elinde bulunduran hükumet, istediği ortamı sağlamış, dikkatleri cemaatin üstüne çekmiş ama planını kusursuzca hayata geçirmişti.
Tek bir eksik kalmıştı, 400 Milletvekili ile son değişiklikler yapılacak ve 2023 yolunda ‘’Yeni Osmanlı’’ ilan edilecekti ancak son seçimler buna mani oldu.
Şimdi yeniden seçim diyerek bu şans tekrar denenmek istenmektedir.
Bakalım Millet, parlamenter demokrasi den mi yana tavrını koyacak? Yoksa yeni Osmanlı diyerek Sultana’a yol mu verecek…?
Özcan Atam